Çözüm Alanları

Kas İskelet Sistemi

Kaslar

Kaslar bedenin hareketlerini düzenleyen, madde transferini sağlayan, kan dolaşımını ve organ çalışmalarını organize eder. Vücudun güç kaynağı olan kaslar, bulundukları yere ve üstlendikleri görevlere göre farklılaşır. Ama özellik olarak hepsi aynıdır; tüm kaslar uyarılara cevap vererek uyarıları diğer sistemlere iletir ve gelen uyarılara göre de esneyip uzar. Ayrıca kaslar, gelen darbelere ve kasılmalara karşı vücudu korur. Sinir iletilerinin kendisini en bariz gösterdiği alan kaslardaki kasılmalardır. Bu kasılma işi, bedenin faaliyetleri açısından çok önemlidir.

Kasları iki ana başlıkta değerlendirebiliriz: çizgili ve düz kaslar. Düz kaslar kalp haricinde içi boş organların duvarlarında bulunur, iğ şeklindedir ve istemsiz çalışır. Çizgili kaslar, diğer adıyla iskelet kasları iskelete bağlı kaslarda bulunur, çizgili yapıdadır ve istemli olarak çalışır. Kalp kası hücreleri istisnai olarak çizgili kas görünümündedir ancak düz kaslar gibi istemsiz kasılır. Bazı kasların ise özel kasılma programı bulunmaktadır. Örneğin; göz kapağında yer alan kaslar hem istemli hem de istemsiz olarak açılıp kapanır. Diyafram kası da istendiği zaman kontrol edilebilen, ancak günlük hayatta istemsiz olarak çalışan bir kastır.

İnsan beyninde her an milyarlarca bilgi işlenir, değerlendirilir ve bunlara göre yeni kararlar verilir. Vücuttaki kasların doğru çalışması doğru bilgi akışına bağlıdır. Bu haberleşme ve bilgi akışından da kabaca deri, gözler, iç kulaktaki denge merkezi, beyin, kaslar ve eklemler sorumludur. Buradaki organlardan herhangi birinin çalışmasında sorun olduğunda, örneğin; herhangi bir nedene bağlı sinir hücresi hasarı varsa, beyinden gelen emir kas hücrelerine iletilemeyeceğinden kas hücreleri çalıştırılmaz ve istenen hareket yerine getirilemez.

Kaslar ciddi bir uyum ve iş sistematiğiyle çalışır. Bu uyum için bazı kas grupları kasılırken bazıları da gevşemelidir. Örneğin; ön kol kasları kolu büker ancak tekrar eski haline döndüremez. Bu yüzden kolu eski haline döndürmek, arka kol kaslarının işidir.

Kişi kolunu hareket ettirmek istediğinde bu isteği beyinden elektrik sinyali olarak omuriliğe ve oradan da kaslara ulaşır. Bu sinyal kaslardaki lifleri harekete geçirerek kasları uyaran kimyasalların salınımını tetikler. Bu sayede kas hareketlerindeki kimyasal enerjiler mekanik hale gelir ve hareket gerçekleşir. Bu iş için yüksek miktarda oksijene ihtiyaç duyulur. Peki yeterince oksijen olmazsa ne olur?

Eğer yeterli oksijen sağlanamazsa, kaslar oksijensiz solunum yaparak glukozdan enerji üretir. Bu işlemle oksijenli solunuma göre çok daha az enerji üretilmekle birlikte glukoz son ürüne kadar parçalanamaz. Neticede laktik asit oluşur. Uzun süreli kasılmaları frenleyen ve yorgunluk oluşturan kaslardaki bu laktik asit birikimidir. Kramplar da laktik asit birikimine bağlı olarak meydana gelir. Hızlı ve yoğun nefes alıp verme ile laktik asit oluşturan tepkimeler tersine döner ve yeterli oksijen sayesinde laktik asit, oksijenli solunum katılarak temizlenir; böylelikle yorgunluk ve kramp da geçer.

İskelet

İskelet, canlılarda kemiklerden oluşmuş eklem ve bağlarla birbirine tutturulmuş, etrafı kaslarla sarılı, organizmaya destek veren yapıya denir. Pek çok önemli fonksiyonu olan iskelet vücuda şekil verir; vücudun dik durmasını sağlar, kaslar ve eklemler ile birlikte vücuda hareket imkanı tanır; iç organları dış etkilerden korur. Uzun kemiklerin içinde bulunan ilikte kan hücreleri üretilir; iskelet kaslar ve iç organlar için tutunma yüzeyi sağlar; fosfor ve kalsiyum gibi mineralleri depolar. Kalsiyum tuzlarının yapısı kemiklerin mekanik dayanıklılığında önemli rol oynar. Bunun yanında kalsiyum pek çok kimyasal tepkimede de önemli bir yere sahiptir (kas kasılması, hücresel hareketler ve sinir akışının iletimi gibi).

İskelet sistemi beden hareketlerini kemikler, kıkırdaklar ve bağ doku elemanları ile şekillendirir. Kemikler, darbelere ve ağır yüklere dayanabilen mükemmel yapılardır. Kemikler çelikten daha dayanıklı, esnek ve hafiftir. Örneğin; femur yani uyluk kemiği, her adımda vücut ağırlığının üç katı kadar yük taşımaktadır; dikey konumdayken ise bir ton ağırlığı kaldırabilecek kapasiteye sahiptir. Eklemler de kemikler kadar dayanıklı yapılardır. Örneğin; patellofemoral eklem, yani diz kapağı eklemi, ayakta dururken hiç yük taşımazken, yürürken vücut ağırlığının dörtte biri kadar, merdiven çıkarken vücut ağırlığının 3-4 misli kadar, zıplarken ise yine vücut ağırlığının 8-10 misli kadar yük taşır.

Kıkırdaklar basınca karşı koyabilen ve basınç ile şekilleri değişebilen elastik yapılardır. Bu yapıların özellikle hareketli bölgelerde yer almasının nedeni, yumuşak ve sürtünmeye dayanıklı olmalarıdır. Eklem yüzeylerini örten ve eklem aralarına yerleşen kıkırdaklar yürüme, sıçrama ve sürtünme gibi mekanik hareketlerde görev alır. Vücudun hareketli bölgelerinde yüzeyi kapladıkları gibi solunum yollarında, burun ve kulak yapısında ve kaburgaların bir bölümünde de kıkırdak yapılar yer alır.

Başlıca iki önemli kemik hücresi mevcuttur; osteoblast ve osteoklast. İkisinin görevi birbirine tamamen zıttır. Osteoblastlar kemik üretiminden sorumlu hücrelerdir; osteoklastlar ise kemik dokuyu yıkar. Neticede her ikisinin de görevi bedeni hayatta tutmaktır. Osteoblastların görevi çocukluk çağında fazlayken, osteoklastların görevi de yaşlılık döneminde artar. Orta yaş döneminde ikisi de dengededir. Osteoblastlar devamlı yapımla meşgulken, osteoklastlar da kemik dokunun hem içinde hem de dışında faaliyet göstererek kemiğin şekillenmesinde görev alır.

Fascia

Fascia, Latince ‘paket’ anlamına gelir. Vücudumuzun kaslarımız ve iç organlarımız başta olmak üzere bütün yapıları, doku ve organlara biçim verip, fonksiyonlarını sağlayan bağ dokusu olan fasciayla çevrilidir. Fascia, hücreler ve ekstraselüler matriksten oluşur. Ekstrasellüler matriks aktif ve kendi başına çalışan bir ortamdır ve regülasyon tamamen ekstrasellüler alanda gerçekleşir. Fasciaların sürekliliğini oluşturan zincirler üzerinden kurulan iletişim sayesinde beden fonksiyonel bir bütün halde çalışır. Fascia, özel anatomisi ile organ ve yapıların şekillerini verirken, vücudun anatomik bütünlüğünü de sağlar. Üç boyutlu metabolik ve mekanik bir matriks oluşturarak damar, sinir, organ, meninks, kemik ve kasları çevreleyen, içlerinden geçtiği yapılarla etkileşime giren, bir ağ gibi baştan ayağa tüm vücudu kesintisiz olarak saran bir bağ doku networkü mahiyetindedir. Fascianın mimari yapısı (çok sayıda kollajen ve elastik lifleri), üst üste, birbirinden bağımsız, vertikal, horizontal ve oblik düzlemlerde dokuyu sararak, maruz kaldığı tüm güçlere karşı direnme kapasitesini artırmak için tasarlanmıştır. Fascia bir anlamada yapısal bileşen, destek birimi ve çerçeve çatı sistemidir. Beden, fasciaların sürekliliğini oluşturan zincirler üzerinden iletişim kurması sayesinde insan vücudu fonksiyonel bir birim haline gelir.

Kas İskelet Sistemi Hastalıkları ve RTM Yaklaşımı

Kas iskelet sistemi hastalıkları;

• Kas hastalıkları,

• Kemik hastalıkları,

• Eklem ve bağ hastalıkları,

• Kas sinir kavşağı hastalıkları

• Neoplastik hastalıklar,

• Ve kalıtsal hastalıklar olarak sınıflandırılabilir.

Kemik metabolizmasını düzenleyen endokrin bezlerdeki problemlere bağlı sekonder hastalıklar da oluşabilir. RTM Sistemi için lokomotor sistem hastalıklarının özel bir önemi vardır. Çünkü tüm kas sistemi ile birlikte iç organları da bir zar şeklinde saran fascia sistemi lokomotor sistem içinde değerlendirilir. Fascia sistemi kesintisiz bir şekilde tüm organlar ve sistemler arasında devam eder ve koruyucu yapısının yanında bir haberleşme sistemi de oluşturur. Hastalık triadı ile fascia da oluşan blokajlar organlar ve sistemler arası bağlantıları bozar. RTM tedavi süreçlerinde önemle üzerinde durduğu konulardan birisi de oluşan fascia blokajlarını açmak ve lokomotor sistemle birlikte fascia devamlılığını sağlamaktır.