RTM (Re-Generation Therapy Method) Temel Felsefesi: Hastalıklara Holistik Bir Yaklaşım

Yeni tanı yöntemleri geçmişte bilinmeyen hastalıkları gün yüzüne çıkartıyor. Ancak teşhis sürecindeki hızlı gelişim, tedavi sürecine yansımış değil…

Hastalıkların teşhisi kadar, tedavi süreçlerinin doğru yürütülerek insanların sağlığına kavuşturulması da, şüphesiz ki çok büyük değere sahiptir. Hastalıklar yeni tanı yöntemleri ile sayı ve çeşitlilik olarak artarken, iyileşme süreçlerindeki tekdüzelik (anti odaklı yaklaşım) ne yazık ki iyileşme açısından yüz güldürücü değildir. Bu da insanları yeni arayışlara iter. Bu arayışların sağlık profesyonelleri tarafından ele alınarak yürütülmesi ise şüphesiz büyük bir önem taşır.

Hastalıklarla ilgili fizyopatolojik süreçlerde birçok etken görev alır. Bu etkenler günümüzde daha da artmıştır. Fakat etkenler ne kadar çeşitlenirse çeşitlensin bir gerçek vardır ki, o da bedenin buna olan cevabıdır. Etkenlerin çeşitliliği farklı hastalık yolaklarını ortaya koymasına rağmen, bedenin verdiği cevap hemen hemen aynıdır (bir yangı ve zorlanma süreci ile bu süreç sonucunda ortaya çıkan fizyopatolojik değişiklikler). Etkenlerin farklılığına bağlı olarak bedende bazı işleyiş değişimleri, bu değişimlerin sonucunda ortaya konan yeni epigenetik değişiklikler ve bu değişikliklere bağlı olarak ortaya konan fizyopatolojik süreçler yer alır. Daha net bir ifadeyle açıklamak gerekirse ‘hastalık’ olarak isimlendirilen bu süreçler, aslında bedenin yeni durumuna adaptasyonu olarak da değerlendirilebilir.

Hastalık süreçlerinin ortaya konmasında etkin olan diğer bir etken mekanizma ise; inflamasyon (iltihap) ve yangı süreçleri ile birlikte epigenetik değişikliklere de neden olan, bedenin toksik yükünün artmasıdır. Bu durum, günümüz araştırmalarında oksidatif stres olarak tanımlanır. Örneğin damar sertliğinin yan eşlik ettiği kalp-damar hastalıklarında; aşırı beslenme, insülin direnci, bozulmuş glikoz toleransı ve diyabetin neden olduğu oksidatif stres etkisi güçlü bir şekilde ortaya konuyor.

Hastalık mekanizmalarının oluşmasındaki yolakları tetikleyen ve epigenetik değişimlere sebep olan diğer bir süreç ise; vücudun sistemsel işleyiş süreçlerinde ortaya çıkar. Bedende her şey hayatta kalma üzerine dizayn edilmiştir. Hücre, doku, organ ve sistemlerimiz de hayatın varlığına endekslenmiştir. Hayatı zora sokan her etken, sistemlerde işleyiş değişikliklerine neden olur. Bu değişiklikler, bazen toksik yük artışına, bazen de epigenetik değişikliğe kadar uzayabilen süreci ortaya koyar.

Günümüzde hastalıkların tedavisinde, bir kısım Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) uygulamalarında oldukça yüz güldürücü sonuçlar elde edilmekte. Bu sonuçların ortaya konmasında farklı mekanizmalar konuşulmaktadır. Savunma sisteminin güçlendirilmesi, bedenin tedavi mekanizmalarının devreye konması, inflamasyon yolaklarının geri çevrilmesi, bedenin orijinal dengesine döndürülmesi sadece bu açıklamalardan bazılarıdır. Ama bunların hiçbiri iyleşme sürecini açıklayacak nitelikte değildir. Çünkü her uygulama kendi izah kodları ile hareket ederken, diğer uygulamalardaki gerekçeler göz ardı edilir. GETAT uygulamalarındaki olumlu sonuçlar her ne kadar fizyopatolojik açıdan net olarak ortaya konulamasa da, uzun ve zorlu çabalar sonunda bu uygulamalar tüm dünya da tamamlayıcı ve bütünsel tıp adı altında resmi olarak meşrulaştırılmıştır.

Peki RTM modülü sağlık dünyasının neresinde yer alıyor? Yanıtlayalım…

RTM Modülü; bedenin anatomi, fizyoloji ve fizyopatolojisine farklı bir bakış açısı sunar. Bu yaklaşım, geçmiş ve günümüz tıp anlayışının bütüncül bir özeti olarak da görülebilir. Merkezinde fitoterapinin yer aldıgı bu metot birçok GETAT uygulama bilgisine sahip holistik bir yaklaşımdır. RTM Modülünde hastalıklar, patojenlere bağlı olarak bedende meydana gelen değişimler sonucunda ortaya çıkan gen-çevre uyumsuzluğu ve buna bağlı meydana gelen epigenetik değişikliklerin fenotipe yansıması olarak görülür. Tedavi stratejisi ise esas olarak bozulan yapıların düzenlenerek sağlığın geri kazanımı esasına dayanır.