Alerji, savunma sistemimizin bir şeylere karşı gereksiz tepkisidir. Aslında bedenimizin zararlılara karşı tepki vermesi gayet normal ve olması gereken bir durumdur. Savunma sistemimiz de bunun, yani beden için zararlıları ayırt ederek gerekeni yapmak için vardır. Zararlı olan bir yapı bedene girdiğinde savunma sistemi bunu algılar ve hiç zaman kaybetmeden karşı eylemi gerçekleştirir.
Zararlı yapı bedene alınır alınmaz savunma sisteminde alarm çanları çalar ve bir dizi eylem devreye konur. Savunma sistemi alınan yapının bedene uygun olmadığını anlar anlamaz beden koordinasyon sorumlusu olan matrikse iletir. Matriks gen uyumu olmayan yapıyı zararlı ilan eder ve dolaşımdan solunuma, hormonal sistemden sindirime tüm yapılara bu maddenin bedenden uzaklaştırılması için talimat verir.
Bazen beden zararlılar dışında faydalı olanlara da benzer reaksiyonları başlatabilir. Herkes için normal olan bizim için zararlı olabilir ya da düne kadar faydalı olan bugün zararlı görünebilir.
DNA’nın sesi: Hayati değerler
En küçük yapı taşı olan hücreden en komplike yapı olan sistemlere kadar bedenimizde var olan her bir yapı ve işleyiş ortak amaç olan hayata hizmet eder. Tansiyonumuz, dakikada alacağımız nefes, kalp atım sayımız, yağ ve şeker gibi kan seviyelerimiz, antikor üretimimiz, hücre zar potansiyelimiz hep bu değerlerdendir.
Hayati değerlerin oluşturulması için hücreden dokulara ve sistemlere koca bir işleyiş söz konusudur. Beden bütün faaliyetlerini DNA’lardan dikte edilen değerlere göre organize ederek hayatın var olması için çalışır.
Alerjinin neye karşı olduğundan ziyade neden ve niçinleri önem arz eder. Örneğin yüne karşı alerjimiz olsun. Aslında yün doğal ve orijinal bir yapıdır ve beden tarafından da bilinmektedir. Fakat bir şeyler olur ve yün artık düşmanımızdır.
Peki bedenimiz niçin böyle bir tercih yapar?
Bedenimizin savunma algısını bir bardak gibi düşünelim. Bardak ağzına kadar dolu olduğunda bir damla su bardağı taşırabilir. Biz bardağı dolduran nedenleri göz ardı ederek damlayı suçlarsak bunun içinden çıkmak mümkün değildir.
Detoks süreçleri yeterli yürütülmediğinde, özellikle karaciğer yavaş çalıştığında kanda serbest radikal ve atıklar artabilir. Bu durum sonucunda toksinlere doygun olan beden alarm sürecini başlatarak en ufak şeyi büyük hale getirerek ciddi reaksiyonlar başlatabilir.
Bazen de savunma sistemimiz tekrarlayan enfeksiyonlar veya toksik alımlar ile yıpranabilir. Yıpranan sistemimiz zaman içerisinde işlemez hale gelir. Beden ek koruma ihtiyacı hisseder ve gereksiz savunma hücreleri üretimine geçer. Yapılması gereken ise doğru bilgilenme süreçlerine geçiş ve nedenlerin ortadan kaldırılmasıdır.
